İçeriğe geç

Kişisel alan tanımak ne anlama gelir ?

Kişisel Alan Tanımak Ne Anlama Gelir?

Buna da Göz Atın: Kitap türleri ve çocuk kitap türleri nelerdir ?

Soğuk bir Kayseri akşamında içime çöken sessizlik

Kayseri’de kış başka bir şey. Rüzgârın apartman aralarına sıkışıp uğultu yaptığı, camların buğulandığı, sokak lambalarının bile daha sarı yandığı bir şehir. O akşamlardan birinde odama çekilmiş, defterimin kapağını açmıştım. Kalem elimdeydi ama yazmak istemiyordum. Çünkü içimde dolup taşan şey kelimeye dönüşmeye hazır değildi.

O gün annemle aramızda küçük ama içimde büyüyen bir konuşma geçmişti.

“Bu kadar içine kapanma,” demişti. “Ne düşünüyorsun sürekli, söyle bize.”

Söyleyememiştim.

Çünkü bazı şeyler anlatılınca küçülmüyor, büyüyordu.

O an ilk kez şunu düşündüm: Kişisel alan tanımak ne anlama gelir?

Benim için bu, sadece odanın kapısını kapatmak değildi. Sadece yalnız kalmak da değildi. Daha derin, daha görünmeyen bir şeydi. İçimdeki kalabalığın dışarıdan anlaşılmadan var olabilmesiydi.

Deftere yazmaya başladım ama kelimelerim dağınıktı. İçimdeki sıkışmışlığı anlatmak istiyordum ama bir yandan da kimsenin bunu tam olarak anlamasını istemiyordum.

Bir sabah, Emir ve konuşulmayan sınırlar

Emir’le yıllardır arkadaştık. Üniversiteden beri aynı çevredeydik. İnsan bazen birine o kadar alışıyor ki, onun varlığı kendi nefesinin devamı gibi geliyor.

O sabah mesaj attı.

“Gel dışarı çıkalım, iki saat yürürüz.”

Cevap vermek kolaydı aslında ama içimden bir şey “hayır” diyordu. Nedensiz değil. Sadece o gün kimseyle konuşmak istemiyordum.

Ama bunu ona söylemek zordu.

Çünkü Emir anlayışlıydı, ama bazen anlayış bile bir baskıya dönüşebiliyordu. İnsan, karşısındakini üzmemek için kendi sınırlarını biraz daha esnetiyordu.

“Bugün gelmeyeceğim,” yazdım sonunda. Sonra hemen ekledim: “Biraz yalnız kalmam gerekiyor.”

Mesajı gönderince kalbim hızlı attı. Sanki yanlış bir şey yapmışım gibi.

Cevap kısa geldi.

“Tamam. İyi ol.”

Bu kadar.

Ama o “tamam”ın içinde bir boşluk vardı. Suçluluk gibi. Sanki onu kırmışım gibi hissettim. O an kişisel alan tanımak ne anlama gelir sorusu daha da ağırlaştı içimde.

Kendi ihtiyacımı seçmek mi? Başkasının beklentisini geri çevirmek mi? Yoksa ikisi arasında sürekli suçlulukla yaşamayı öğrenmek mi?

Pencerenin önüne gittim. Kar yoktu ama hava kar gibiydi. İnsan bazen gökyüzünü bile ruh haline benzetiyor.

Ev içinde görünmeyen sınırlar

Evde kişisel alanın en zor tarafı görünmez olmasıydı.

Kendi odam vardı ama kapısı her zaman “tam kapalı” sayılmazdı. Annem arada girerdi, babam kapıyı tıklatmadan konuşurdu, evin düzeni zaten bireysellikten çok “birlikte olma” üzerine kuruluydu.

Bir akşam annem yine kapıyı araladı.

“Elinde telefonla çok vakit geçiriyorsun,” dedi.

Oysa telefon elimde değildi. Sadece tavana bakıyordum.

“Bir şey yok,” dedim.

Ama içimde bir şey vardı.

Anlatamadığım, tarif edemediğim bir yorgunluk.

O an bağırmak istedim ama bağırmak da çözüm değildi. Çünkü mesele sesin yüksekliği değil, anlaşılma mesafesiydi.

Kişisel alan tanımak ne anlama gelir diye düşündüm tekrar.

Belki de en çok evin içinde gerekiyordu bu kavram. Çünkü en çok orada “sen bizimlesin, o halde hep erişilebilir olmalısın” düşüncesi vardı.

Ama ben bazen erişilemez olmak istiyordum.

Sadece birkaç saatliğine bile olsa.

Defterin sayfalarında kendime rastlamak

Gece herkes uyuduktan sonra defterimi tekrar açtım.

Bu defteri yıllardır tutuyordum. İçinde bazen çok güzel cümleler, bazen sadece karalamalar olurdu. Ama o gece yazdıklarım farklıydı.

“Bugün kendimi suçlu hissettim,” diye başladım.

Sonra durdum.

Çünkü bunu yazmak bile garipti. İnsan neden kendi ihtiyacını suç sayardı ki?

Yazmaya devam ettim.

“Kendime alan istediğimde insanları kırıyormuşum gibi geliyor. Ama istemediğimde de kendimi kırıyorum.”

Kalem durdu.

Bir süre hiçbir şey yazamadım.

İçimde iki taraf vardı. Biri sürekli “herkesi memnun et” diyordu, diğeri “artık nefes al” diye bağırıyordu.

Ve ben ikisinin arasında kalıyordum.

O gece fark ettim ki kişisel alan tanımak sadece fiziksel bir uzaklık değilmiş. Bazen zihninin içinde bir oda açmak gerekiyormuş. Kimsenin giremediği, sadece senin bildiğin bir yer.

Bir parkta yalnız oturmak ve suçluluk hissi

Ertesi gün kendimi dışarı attım. Kayseri’de küçük bir park vardı, genelde sessiz olurdu. Banka oturdum. İnsanlar geçiyordu ama kimse bana bakmıyordu.

İlk kez bu kadar rahat hissettim.

Sonra garip bir şey oldu.

Rahatlık bile suçluluk getirdi.

“Evde olman gerek,” dedi içimdeki ses.

Ama başka bir ses “buradasın ve bu iyi” diyordu.

Telefonum çaldı. Annem.

“Neredesin?”

“Parktayım.”

Kısa bir sessizlik.

“Niye?”

“Biraz hava almak istedim.”

Ses tonundan anladım, anlamıyordu.

O an içimde bir kırılma oldu. Sanki kişisel alanım her anlatışımda biraz daha daralıyordu. Açıklamak, savunmak, izin almak zorundaymışım gibi.

Telefonu kapattığımda gökyüzüne baktım. Bulutlar ağırdı. Ama içimde ilk kez küçük bir isyan vardı. Sessiz, bağırmayan ama net.

Emir’le yeniden karşılaşma

Bir hafta sonra Emir’le karşılaştık. Bir kafede oturuyordu. Beni görünce gülümsedi.

Yanına oturdum.

“Geçen gün gelmedin,” dedi.

“Biliyorum,” dedim.

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra içimden geleni söyledim.

“Bazen kimseyle konuşmak istemiyorum. Bu seninle ilgili değil.”

Gözlerime baktı.

“Biliyorum,” dedi bu sefer daha yumuşak bir tonla.

O an içimde bir şey gevşedi.

Çünkü ilk kez açıklamak zorunda kalmadan anlaşılmış gibi hissettim.

Ama yine de kolay değildi.

İnsan, sınır koymayı öğrendiğinde bile suçlulukla birlikte öğreniyordu bunu.

Kişisel alan tanımak ne anlama gelir sorusu o anda biraz daha netleşti.

Bu, kaçmak değildi.

Bu, kendini korumaktı.

İç seslerle mücadele ve büyümek

Zaman geçtikçe şunu fark ettim: Kişisel alan bir lüks değilmiş. Bir ihtiyaçmış.

Ama bunu kabul etmek kolay değildi.

Çünkü etrafımda hep “birlikte olmalıyız” fikri vardı. Sürekli ulaşılabilir olmak, sürekli cevap vermek, sürekli açıklamak…

Ben ise bazen sadece sessiz kalmak istiyordum.

Defterime yazdığım bir cümle hâlâ aklımda:

“İnsan en çok kendine uzak kalınca yoruluyor.”

O gün anladım ki başkalarına alan tanımak da önemliydi ama kendine alan tanımak daha zor olanıydı.

Çünkü kendinden kaçamıyordun.

Yavaş yavaş öğrenilen bir denge

Artık bazı mesajlara hemen cevap vermiyorum. Bazen telefonum sessizde kalıyor. Bazen dışarı çıkmıyorum.

Ve evet, hâlâ suçluluk hissediyorum.

Ama artık bunun geçici olduğunu biliyorum.

Çünkü kişisel alan tanımak ne anlama gelir sorusunun cevabı bende netleşmeye başladı.

Bu, yalnız kalma hakkıydı.

Bu, açıklama zorunluluğundan biraz uzaklaşmaktı.

Bu, kendini duyabilmekti.

Bir gece yine defterimi açtım. Bu kez daha sakindim.

“Bugün kendimi biraz daha anladım,” yazdım.

Kalemi bıraktım.

Ve ilk kez içimde bir rahatlık hissettim. Sessiz, abartısız ama gerçek.

Dışarıda Kayseri’nin rüzgârı yine camlara vuruyordu. Ama bu kez o ses bana yabancı gelmiyordu.

Çünkü artık kendi içimde de bir alanım vardı.

Nevainsaat sayfamızı ziyaret ettiğiniz için teşekkürler. “Kişisel alan tanımak ne anlama gelir” hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşın!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!