Göçmen Ne Demek 2. Sınıf?
Hayatımda ilk kez 8 yaşındaydım, Kayseri’nin küçük ama canlı mahallelerinden birinde yaşıyorduk. O dönemin rüzgârı sıcak, taş binalar sıkışık ve insanlar hep güleryüzlüydü. Evimiz, bahçeli, küçük bir apartmandı. Annem ve babam, hep bizim mutlu olmamız için çırpınıyorlardı. Bunu o kadar iyi anlıyorum ki; o zamanlar sadece çocukken, dünyayı anlamadığımı sanıyordum. Ama geriye dönüp bakınca, o dönemde yaşadıklarımızın, ailemin özlemlerinin, bizi başka yerlere taşıyan umutlarının aslında tüm hayatımızı nasıl şekillendirdiğini şimdi çok daha iyi hissediyorum. Bunu anlamam, 2. sınıfa başladığımda, öğretmenimizin bize “Göçmen ne demek?” diye sormasıyla başladı.
Göçmen Ne Demek? Sorusu ve İlk Hayal Kırıklığım
Sınıftaki tüm çocuklar sırayla parmak kaldırıyordu. Her biri bildiğini söylüyor, ben de o kadar heyecanlıydım ki, sırada en önce ben olacaktım. Ben de büyük bir özgüvenle parmak kaldırdım ve “Göçmen, başka bir ülkeye ya da şehre taşınan kişi demek” dedim. Cevabımın doğru olduğunu düşündüm ama öğretmenim biraz daha açıklama yapmamı istedi. “Peki, başka bir ülkeye ya da şehre taşınan kişi mi? Hangi sebeplerle taşınır?” dedi. Ben biraz şaşırmıştım ama yine de yanıt vermek istedim: “İş bulmak için, orada daha iyi bir hayat kurmak için.” Düşüncelerim, yıllarca ailemin bana anlattığı şeylerden çıkıyordu. Annem babam da hep daha iyi bir yaşam için, daha büyük bir şehirde, daha rahat bir hayat kurma hayaliyle geldiklerini söylüyorlardı.
Ama öğretmenim biraz daha dikkatli baktı ve cevap verdi: “Evet, aslında taşınan kişi bazen iş için gider ama o kişi, bazen kendi ülkesiyle bağlarını kaybetmiş olabilir. Göçmen kelimesi de biraz daha ağır bir kelimedir. Çünkü o kişi, yaşadığı yerin tam olarak bir parçası olamayabilir. İşte ‘Göçmen Ne Demek 2. Sınıf?’ bu çok özel bir sorudur.”
O an sınıfta herkes sessizleşti. Ne demek istediğini anlamadım aslında. Hangi ülkede ne kadar ‘göçmen’ oluyordum? Kayseri’de büyüyen bir çocuk olarak, bu kelimenin ne kadar ağır olduğunu o an kavrayamadım. Ama daha sonrasında anlamaya başladım. O ‘2. sınıf’ kelimesi, bana kendimi küçük ve eksik hissettirdi. Göçmen değil miydik? Neden ‘2. sınıf’ oluyorduk? Hepimiz yerli yerindeydik, başka bir yere gitmemiştik. Ama sanki ‘biz’ ve ‘onlar’ arasındaki fark, bu basit bir kelimenin içinde sıkışıp kalmış gibiydi.
2. Sınıf Olmak: Ne Demekti?
Daha sonra, okul çıkışlarında arkadaşlarımın yüzlerine dikkatlice baktım. Onlar da pek anlamamışlardı. Ama bir şey vardı; o ‘2. sınıf’ kelimesi, içimde bir gariplik bırakmıştı. O kelime, bana hem bir utanç hem de bir merak duygusu aşılamıştı. Annem ve babamın hep söylediği “Yeni bir hayata başlıyoruz” cümlesi sanki bana daha farklı bir anlam taşımaya başlamıştı. Daha sonra, büyük bir içsel hesaplaşma başladım. Göçmen olmak ne demekti? Bizim taşındığımız yer, gerçekten bir ‘yeni yer’ miydi? Kayseri’ye gelmekle neden ‘2. sınıf’ olmuyorduk? Ya da başka şehirdeki insanlar bizim gibiler mi?
Evde tartışmalar başladı. Ben de her zaman düşüncelerimi sessizce saklardım ama o gece, annem ve babama sordum: “Neden göçmen olduk?” Babam gözlerini biraz kısarak, “Bir yerden bir yere taşınmak, bazen zorlayıcı olabilir ama senin için en iyisini istiyoruz.” dedi. Ama gözlerindeki belirsizlik, bana başka bir hikaye anlatıyordu. Biz nereye gitsek de, bizden bir şeyler eksik olacaktı.
Ve o an, hayatımda ilk kez gerçekten ne demek istediğini düşündüm. Neden sadece bir kelime, bir insanın kendini eksik hissetmesine, her zaman bir şeyleri başaramamış gibi hissetmesine yol açabiliyordu? Göçmen olmak, yeni bir ülkeye taşınmak, yıllar sonra hâlâ bir yabancı gibi kalmak… Kendi halkım arasında bile bazen hala ‘2. sınıf’ hissediyorduk.
Göçmen Olmak, Fakat Sınıf Dışında Kalmak
Bir gün, mahallede eski bir tanıdıkla karşılaştım. Onunla büyüdüğüm sokağın köşesinde karşılaştık. Ama tanımadık, o, yıllar sonra ‘bizim mahalleye’ geri dönmüştü. O tanıdık, Almanya’dan dönen bir aileydiler. Kendisinin de Kayseri’ye, eski dostlarına döndüğü zaman, hep eksiklik hissi taşıdığını söyledi. “Almanya’da mı daha yabancıydım, yoksa Kayseri’de mi? Bunu bir türlü çözemiyorum” dedi. O an, bu kadar yaşanmışlıkla bu soruyu sormak bana çok anlamlı gelmişti. O kadar karışık ve yanlış bir his var ki içimizde. ‘Göçmen’ olmadan, ‘sınıf dışı’ kalmak. Yani hep bir yabancı gibi hissediyorsunuz ama aynı zamanda bu topluluğa aitsin.
Birincil kimlik, yani doğduğun yer, büyüdüğün mahalle, okuduğun okul… Her biri seni tanımlıyor ama bir de, geride bıraktığın yer var. Göçmen olmak, bazen her yere ait olamamak demek. Her zaman biraz eksik hissediyorsun. Ya da sadece başka bir yerdensindir, farklı olmanın getirdiği bir gariplik vardır içinde.
Bir Yerde Kök Salmak
Günlerden bir gün, annemle çok eski bir arkadaşını ziyarete gittik. O kadının, ‘Almanya’dan dönen göçmen’ olduğu söylendi. Ama o, Kayseri’deki hayatına adım atarken, “Evimiz Almanya’da da olsa, ben buraya bağlıyım” dedi. O an içimde bir umut ışığı yanmaya başladı. Göçmen olmak demek, kendi kimliğini kaybetmek değil, her yere, her zaman adapte olabilmek demekmiş. O kadının söyledikleri, o kadar derin anlamlar taşıyordu ki; kaybolmuş, eksik hissettiğim her şey yerli yerine oturdu.
O gün, ‘göçmen ne demek?’ sorusunun cevabını bulduğumu düşündüm. Göçmen olmak, yeni bir başlangıç, bir kırılma noktası demekti. Ama aslında, bunun sonunda, oraya kök salmak, yine de yeni bir hayat kurabilmek vardı. O ‘2. sınıf’ kelimesi, sadece bir etiket gibi gelmeye başladı. Kendi kimliğimi ve köklerimi taşırken, 2. sınıf ya da 1. sınıf olmak yerine, ‘biz’ olmak daha değerliydi. Hayat, her zaman başka yerlere ait olmanın da ne kadar zorlu bir şey olduğunu anlatıyordu.
Ve bugüne bakıyorum; biz, göçmenler, bazen farklı yerlerde, farklı zamanlarda eksik hissedebiliriz ama bence en önemli şey, her zaman, oraya, en derin köklerimizle bağlı kalabilmektir.